En göze çarpan konu,
elitlerin mâhiyet ve muhtevâsındaki
değişimdi.
Klâsik önemli bürokratik elitler
süratle gözden düştü. Buna, yeniden üretim aklıyla hareket eden
klâsik ekonomik seçkinleri de
dâhil edebiliriz. Yükselen yeni seçkinler
. Bu kısımlara seçkin olmak niteliğini kazandıran, paradan para kazanmaya dayanan ve derecelendirmesi de çıkar düzeyleri olan “başarılarıydı”.
Elit olmanın eski kriterleri
hızla
Uçarı, taşkın, çocuk ruhlu bir dünyâları vardı. Birden fazla genç, yeni yetmeydi.
Olgunlaşma, derinleşme vb savları sonu gelmez bir alayla karşılıyorlardı.
Her şeyi işlemselleştiren, sayısallaştıran, emelleri doğrultusunda araçsallaştıran anomik bir zihniyetleri ve hayat biçimleri vardı. Çocuk kalmak
ve hayâtı yüzeysel yaşamaktan
çok haz alıyorlardı. Kaptan Cousteau evresini tamamlamış, sörfçü Kelly Slater’ların evresi başlamıştı. Evre artık
dalgıçların değil; sörfçülerin
evresidir. Başta ekonomik faaliyetler olmak üzere oyunlaştırmadıkları hiçbir şey yoktu. Bu oyunlaştırmanın dramaturjisi ise, Richard Sennett ve Byung-Chul Han gibilerin yerinde kavramlaştırmasıyla
aksiyonlara değil, performanslara
isâbet ediyordu. Oyunlaştırılmış; Bakhtinci mânâda karnavaleskleşmiş yeni işletmecilik disiplini, mühendislikleri de içine alarak nâdan bürokratik-mühendislik yapılara ve seçkinlere meydan okuyordu. Entelektüel hayâtlar da bundan nasibini aldı. Önemli ve derinleşme dileğinin taşıyıcısı; dahası toplumsal misyonları olduğuna inanan kamucu entelektüeller gözden düştü. Sanatlar, ideoloji, akademya, gazetecilik vd kültürel alanlarda at koşturanlar, yeni seçkinlere ayak uydurdu.(Sartre’ın boşluğunu ne orta Zizek doldurdu?). Bugün çabucak hemen hepsi birer performans alanıdır. Siyâsal aksiyon de bundan nâsibini almış, aksiyon niteliğini kaybederek bir performansa dönüşmüştür.